Medium

Yapay zekâya artık sadece soru sormuyoruz.

3 Eylül’de duyurulan GPT-6 Astra neden yeni bir modelden daha fazlasını anlatıyor? 2024'te yapay zekâya “üret” dedik. 2025'te “benimle düşün” demeye başladık. 2026'da ise yeni bir soru…

3 Eylül’de duyurulan GPT-6 Astra neden yeni bir modelden daha fazlasını anlatıyor?

2024'te yapay zekâya “üret” dedik. 2025'te “benimle düşün” demeye başladık. 2026'da ise yeni bir soru soruyoruz: “Bunu benim için yapabilir misin?”

3 Eylül’de OpenAI, GPT-6 Astra’yı duyurdu.

Sosyal medyada o günden beri aynı tabloyu görüyoruz: benchmark skorları, yüzde 98,6'lar, önceki modellerle karşılaştırmalar ve doğal olarak büyük bir heyecan.

OpenAI Başkanı ve kurucu ortağı Greg Brockman da çıtayı oldukça yukarı koydu. Astra’yı anlatırken artık “AGI çağında” olabileceğimizi söyledi. Bunun bilimsel olarak üzerinde uzlaşılmış bir sonuç olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor. Fakat ortada ciddiye alınması gereken bir gelişme olduğu da açık. The New Stack

Benim dikkatimi çeken ise yüzde 98,6 değil.

OpenAI Başkanı ve kurucu ortağı Greg Brockman Yapay zekâ ile aramızdaki ilişkinin fiili değişiyor.

Önce üretiyordu

ChatGPT’nin ilk döneminde çoğumuz yapay zekâyı bir üretim aracı olarak kullandık.

“Mail yaz.”

“Bu metni özetle.”

“Bana beş fikir ver.”

“Sunum hazırla.”

Hızlıydı. Etkileyiciydi. Ama büyük ölçüde biz soruyor, o cevaplıyordu.

Sonra birlikte düşünmeye başladık

Sonraki aşamada kullanım biçimi değişti.

“Bu fikrin açığını bul.”

“Bana karşı çık.”

“Üç farklı senaryo çıkar.”

“Bu kararı başka hangi açıdan değerlendirmeliyim?”

Ben hem Yapay Zekâ ile Düşünmek kitabında hem de son iki yıldır yaptığım konuşmalarda tam olarak bu alan üzerinde durdum:

Yapay zekâyı yalnızca bir üretim makinesi olarak değil, insanın düşüncesini genişleten bir düşünce partneri olarak kullanmak.

Hatta kitabı 2024'te bitirdiğimde kapağına şu cümleyi koymuştuk:

“Zihninizi devretmeden önce onunla düşünmeyi öğrenin.”

Bugün o cümleyi yeniden okuyunca çok daha farklı geliyor.

Çünkü artık üçüncü aşamaya yaklaşıyoruz.

Şimdi işi üstlenmeye başlıyor

Astra’nın önemli tarafı yalnızca daha iyi cevap vermesi değil.

OpenAI’nin açıklamasına göre model araştırma yapabiliyor, bilgisayar kullanabiliyor, belgeler, tablolar ve sunumlar oluşturabiliyor ve çok adımlı işleri başlangıçtan sonuca taşıyabiliyor. Üstelik şu anda herkese açık değil; erişim sınırlı sayıda organizasyonla başlamış durumda. OpenAI Help Center

Bu yüzden bugün internette gördüğümüz sonuçları bir “yeni ChatGPT sürümü incelemesi” gibi okumamak gerektiğini düşünüyorum.

Henüz çoğumuz Astra’yı kullanmadık.

Ben de bu nedenle “şunu harika yapıyor, bunu kötü yapıyor” diye bir ürün incelemesi yazmayı doğru bulmuyorum.

Ama ilk sonuçların bize gösterdiği yönü okuyabiliriz.

Ve yön oldukça açık:

AI cevap vermekten, işi üstlenmeye doğru gidiyor.

Bir hukuk teknolojisi şirketinin Astra ile 41 belgeyi dakikalar içerisinde inceleyebilmesi ya da oyun geliştirme sürecinde manuel düzeltme ihtiyacının ciddi biçimde azalması bunun ilk örneklerinden. OpenAI

Buradan sonra şirketler için mesele biraz değişiyor.

Bu noktada OpenAI Başkanı Greg Brockman’ın TIME’a verdiği röportaj özellikle dikkat çekici. Röportajın özellikle 31:00–35:30 ve 43:00–50:00 arasındaki bölümleriyle izlemenizi öneririm.

Brockman artık “agentic moment” olarak adlandırdığı yeni bir dönemden söz ediyor. OpenAI’nin hedefini de yalnızca daha iyi cevap veren bir ChatGPT olarak tarif etmiyor.

Tarif ettiği sistem sizi tanıyor, bağlamınızı biliyor, bazı işleri sizin adınıza yapıyor ve zaman içinde güven kazandıkça daha fazla sorumluluk üstleniyor.

Burada kullandığı en önemli kelimelerden biri  güven .

Çünkü yapay zekâ bir işi yapabilir hale geldiğinde mesele bitmiyor. Asıl soru bundan sonra başlıyor:

Bunu kendi başına yapmasına ne kadar izin vereceğiz?

Brockman aynı röportajda insanın rolünü de net biçimde koruyor: Amaç, muhakeme, gözetim ve nihai sorumluluk insanda kalıyor. Hatta gelecekte hepimizin yönettiğimiz AI agent’larından oluşan küçük bir organizasyonun CEO’suna benzeyebileceğini söylüyor.

Bence iş dünyası açısından 3 Eylül’de yaşanan dönüşümü anlamanın en sade yolu da bu.

AI artık yalnızca düşünce partnerimiz olmaya değil, çalışma partnerimiz olmaya hazırlanıyor.

CEO’nun sorusu da değişmeli

Son iki yıldır kurumlarda en sık duyduğum sorulardan biri:

“Hangi AI aracını kullanalım?”

ChatGPT mi?

Gemini mı?

Claude mu?

Bence bu soru giderek önemini kaybedecek.

Çünkü modeller birbirlerini hızla yakalıyor. Bugünün en iyi modeli birkaç ay sonra değişebilir.

Asıl soru şu olacak:

“Şirketimizde AI’ya neyi yaptırmaya hazırız?”

Bir müşteri şikâyetini analiz etsin mi?

Cevabı da yazsın mı?

Cevabı kendi başına göndersin mi?

Bir satış fırsatını bulsun mu?

Fiyat önerisi versin mi?

Fiyatı değiştirebilsin mi?

Bir aday havuzunu analiz etsin mi?

Adayları sıralasın mı?

Kimin görüşmeye çağrılacağına karar versin mi?

Teknolojik olarak “yapabilir mi?” sorusunun yanına artık başka bir soru geliyor:

“Yapmasına izin vermeli miyiz?”

Bence yönetim masalarının önümüzdeki dönemde en fazla konuşacağı AI konusu bu olacak.

İK için de mesele “hangi işler yok olacak?” değil

Aynı nedenle İnsan Kaynakları tarafındaki tartışmanın sadece “AI hangi meslekleri ortadan kaldıracak?” noktasında kalmasını eksik buluyorum.

Daha yakın soru şu:

Bir mesleğin içindeki hangi işler AI’ya geçecek?

Bir İK çalışanının işi tamamen ortadan kalkmayabilir.

Ama CV taramak, rapor hazırlamak, aday araştırmak, eğitim içeriği oluşturmak veya çalışan verilerini incelemek gibi görevlerinin önemli bir kısmı değişebilir.

O zaman şirketin çalışana sorması gereken soru da değişiyor:

“AI bunları yapabiliyorsa, senden beklediğimiz asıl değer nedir?”

Bu yalnızca İK’nın değil, CEO’nun da sorusu.

Çünkü iş tanımlarından performans ölçümüne, ekip büyüklüğünden yeni yetkinliklere kadar birçok konu buradan etkilenecek.

İnsan daha mı önemsiz hale geliyor?

Ben tam tersini düşünüyorum.

AI daha fazla alternatif ürettikçe seçebilmenin değeri artacak.

Daha fazla analiz yaptıkça yorumlayabilmenin değeri artacak.

Daha fazla işi üstlendikçe hangi işi ona bırakmayacağımıza karar vermenin değeri artacak.

Bu nedenle 3 Eylül’deki gelişmeye bakarken benim ilk düşüncem şu oldu:

“Yapay Zekâ ile Düşünmek” kitabını 2024’te bitirdiğimde kapağına şu cümleyi koymuştuk:

“Zihninizi devretmeden önce onunla düşünmeyi öğrenin.”

O gün bu cümle daha çok insan ile AI arasındaki düşünce ilişkisiyle ilgiliydi.

Bugün yeniden okuduğumda başka bir anlam daha görüyorum.

Çünkü mesele artık yalnızca zihnimizi devretmek değil.

İşimizi, kararlarımızı ve giderek bazı yetkilerimizi de devretmeye başlıyoruz.

Brockman’ın anlattığı gelecek de tam olarak burada şekilleniyor: AI daha fazla işi yapıyor ama amaç, muhakeme ve sorumluluk hâlâ insanda kalıyor.

Belki de önümüzdeki dönemin asıl sorusu şu:

Neyi birlikte düşüneceğiz, neyi ona bırakacağız ve hangi kararı hiçbir zaman devretmeyeceğiz?

GPT-6 Astra bugün herkese açık olmayabilir. Benchmarkların ne kadarının gerçek hayata aynı biçimde taşınacağını görmek için de zamana ihtiyacımız var. OpenAI’nin açıkladığı yüzde 98,6'lık ARC-AGI-3 sonucunda kullanılan değerlendirme düzeninin sonucu etkilediğine dair önemli teknik notlar bulunuyor. O nedenle rakamları biraz mesafeyle okumakta fayda var. The New Stack

Ama yönü görmek için erken olduğunu düşünmüyorum.

2024'te AI’dan çıktı istiyorduk. 2025'te onunla düşünmeye başladık. 2026'da ona iş ve sorumluluk vermeyi konuşuyoruz.

Bir sonraki tartışmanın ne olacağı şimdiden belli:

Ne kadar yetki?

Bence şirketler ve liderler açısından asıl dönüşüm orada başlayacak.

Serdar Keskin Yapay Zekâ ile Düşünmek / The Strategic AI Playbook yazarı